YABANCI YATIRIMLARA İLİŞKİN GENEL HÜKÜMLER

YABANCI YATIRIMLARA İLİŞKİN GENEL HÜKÜMLER

Yabancı yatırım: Bir ülkenin dış kaynaklardan elde ettiği -karşılığını daha sonradan ödemek üzere- ve ekonomik gücünü artıran para birimi veya teknolojik fırsatları ifade eder. Ülkelerin mevcut kaynakları ile yapabileceği yatırımlar sınırlı, yerli tasarrufların oluşturduğu ülke kaynakları ise yetersiz kaldığı zamanlarda, gerekli olan ilave kaynak ihtiyacı dış tasarruflarla, başka bir deyişle yabancı sermaye ile karşılanmaktadır.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD: Organisation for Economic Co-operation and Development) tarafından yapılan yabancı yatırım tanımlaması şu şekildedir; yabancı yatırımcının şirketin dağıtılmayan ve yeniden yatırıma dönüştürülmek üzere şirkete aktarılan kazançlardaki payı, yabancı yatırımcının nakdî veya aynî sermaye olarak uzun ya da kısa vadeli olarak hisse senedi veya borç senedi alması, şirkete yabancı yatırımcı tarafından sağlanan borçlar, yabancı yatırımcı tarafından nakdi olmayan makine ve üretim haklarını devralması ve yabancı yatırımcı tarafından şirkete sağlanan ticari ve diğer nitelikteki krediler.

Türk Kambiyo Mevzuatı dikkate alındığında ise; 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununa göre yabancı yatırım “Yurt dışından getirilen; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca alım satımı yapılan konvertibl para şeklinde nakit sermaye, şirket menkul kıymetleri (devlet tahvilleri hariç), makine ve teçhizat, sınaî ve fikri mülkiyet hakları, Yurt içinden sağlanan; yeniden yatırımda kullanılan kâr, hâsılat, para alacağı veya mali değeri olan yatırımla ilgili diğer haklar, doğal kaynakların aranması ve çıkarılmasına ilişkin haklar, gibi iktisadi kıymetler aracılığıyla; yeni şirket kurmayı veya şube açmayı, menkul kıymet borsaları dışında hisse edinimi veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmayı, ifade eder.” biçiminde tanımlanmıştır.

Yabancı sermaye, yatırımın yapıldığı ülkeye çok çeşitli faydalar sağlayabilir. Şöyle ki; Yabancı sermaye ile ülkeye yeni teknolojiler getirilmiş olur. Yeni istihdam alanları açılır. Belirli malların ülkede üretilmesi yoluyla yaşam standardı yükseltilir. Ülkede hakim olan iş idaresi ve yönetim anlayışı değişerek dünyaya uyum sağlar

Bir ülkeye yatırım yaparken yabancı sermaye yatırımcısının çeşitli amaçları vardır. Bunlar; kâr sağlamak, kalkınmakta olan ülke piyasasına girerek bu ülke piyasasını elinde tutmak, kalkınmakta olan ülkedeki ham maddeleri kontrol altında tutup bunları işleyerek dünya piyasasına sürmektir.

Yabancı yatırımcı, kendi ülkesi dışındaki bir başka ülkeye yatırım yapabilmek için öncelikle bu ülkede belirli şartların gerçekleşmesini arar. Bunlar, ekonomik mali ve siyasi istikrar; vergi, ticaret ve rekabet politikası, hükûmetlerin yabancı sermaye ve özel girişim hakkındaki olumu tutumları, yatırım teşvikleri, gelişmiş fizikî alt yapı, kâr ve sermaye transferinin güvenceli ve kolay olması, iş gücünün ucuzluğu, piyasa hacmi, liberal dış ticaret rejimi, idarî prosedür, işlemlerin kolaylığı ve çabukluğu, hukuk ve yargı düzeninin güvenilirliği, yabancı sermayenin ticarî olmayan risklere karşı korunması ve uyuşmazlıkların çözümünde milletlerarası tahkimin yargı yolu olarak kabul edilmesi gibi hususlardır .

YABANCI SERMAYE YATIRIMLARININ ŞEKİLLERİ;

Doğrudan yabancı yatırım, bir ülkede tüm yatırımları yapan veya o ülkedeki bir veya daha fazla şirketle ortaklık şeklinde ortak yatırım yapan bir veya daha fazla uluslararası yatırımcıyı ifade eder. Doğrudan yabancı yatırımcı yatırım yaptığı ülkede kalıcı yatırım yapan, o ülkenin fiziki şartlarından ve iş riskinden etkilenen, her türlü kur riskini taşımak zorunda kalan kimsedir. Ayrıca doğrudan yatırımlarda personel ve ekipmanın koruma altına alınması gerekir.

Seyidoğlu’nun tanımlamasına göre doğrudan yabancı yatırımlar; “Bir şirketin üretimini, kurulu bulunduğu ülkenin sınırlarının ötesine yaymak üzere ana merkezinin dışındaki ülkelerde üretim tesisi kurması veya mevcut üretim tesislerini satın alması” şeklindedir.

Risk unsuru; Dolaylı yatırımcı risk durumunda yatırımını çekip diğer portföy yatırımlarına transfer edebilir.

Denetim unsuru; Doğrudan yatırımcı şirketin denetimi ve idaresinde etkilidir.

Portföy yatırımcısı olarak gelen yabancı yatırımcı o ülkenin iş ve kur risklerini taşımadığı gibi, istemediği veya beğenmediği anda parasını alıp çıkıp gidebilir. Portföy yatırımcısı ev sahibi ülkede personel istihdam etmediği ve ekipman getirmediği için bunların korunmasına da gerek yoktur. Portföy yatırımcısı doğrudan yatırımcının taşıdığı riskleri taşımadığı için 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kapsamı dışında tutulmuştur.

Doğrudan yatırımı, dolaylı yatırımdan ayıran bir diğer unsur ise, doğrudan yabancı yatırımlar büyük ölçüde çok uluslu şirketler tarafından yapılmaktadır.

Portföy yatırımı Türkiye’de ikamet etmeyen kişiler veya kuruluşlar tarafından ülkede finansal zenginlik elde etmek için yürütülen çeşitli faaliyetlere denir. Kısaca menkul kıymet yatırımı; yabancıların tahvil, hisse senedi ve benzeri menkul kıymetler gibi menkul kıymetlere yatırımı olarak tanımlanabilir.

Kırankabeş’in çalışmasında ise portföy yatırımı “Portföy yatırımları, bir yabancı ülkede çıkarılan hisse senedi ve tahvillerin uluslararası sermaye piyasalarından satın alınması yoluyla yapılan yatırımları ve böylece sermayenin bir ülkeden diğer ülkeye gitmesini ifade etmektedir” şeklinde tanımlanmıştır.

YABANCI YATIRIMLARA İLİŞKİN TÜRK MEVZUATI

Yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi için yukarıda belirtilen şartların gerçekleştirilmesine yönelik olarak mevzuatımızda da birtakım değişiklikler ve yenilikler yapılmıştır.

Türk hukukunda yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin iki tip düzenleme mevcuttur. İç hukuk düzenlemeleri ve uluslararası anlaşmalar. Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin 50 kadar uluslararası anlaşmaya imza koymuş ve bu anlaşmalar TBMM’de onaylanmıştır.

Milletlerarası Yatırım Antlaşmalar; Kanunlar ve milletlerarası yatırım antlaşmaları doğrudan yabancı yatırımları düzenleyen iki farklı politika araçlarıdır. Bunların benzer ve farklı yönleri bulunmaktadır. Metin yapıları, başlangıç, tanımlar, yatırımların girişi, teşvikler ve uyuşmazlıkların nasıl çözüleceği, yatırımcının hak ve yükümlülükleri bakımından benzerlik arz ederken, içerdikleri bazı özel hüküm veya maddeler bakımından farklılık göstermektedirler. Ayrıca kanunlar iç politikanın tesirini taşırken milletlerarası antlaşmalar, bu konuya münhasır ve uluslararası özelliğini yansıtırlar (UNCTAD, 2017, s. 110). Kabul edilmelidir ki, kanun ve milletlerarası anlaşmaların uyum içinde olması bir ülkeye gelecek yabancı sermayeye güven verecektir. Milletlerarası antlaşmalar hukukumuzun bir parçasıdır. 2004 yılında Anayasanın 90’ıncı maddesinde yapılan bir değişiklikle: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz”, hükmü bu hususa işaret etmektedir. Dolayısıyla, Devletin yetkili organları tarafından imzalanmış, TBMM tarafından kabul edilip Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmış ve Resmi Gazetede yayımlanan Milletlerarası Antlaşmalar kanun hükmünü almaktadır. Bunlar yargı ve idari organlar dahil herkes için başlayıcıdır. Doğrudan yabancı yatırıma ilişkin Milletlerarası antlaşmalar, iki taraflı ve çok taraflı milletlerarası antlaşmalar şeklinde gerçekleşir.

Yabancı yatırımcıların Türkiye’de yatırım yapmalarını teşvik etmek, yabancı yatırımcıları yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabi kılmak ve yabancı yatırımcıların Türkiye’deki faaliyet ve işlemlerinden doğan net kâr, temettü, satış, tasfiye, tazminat ve lisans bedellerini yurt dışına serbestçe transfer edebilmelerini teminat altına almak maksadıyla 17.06.2003 tarihli ve 4875 sayılı “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu” çıkarılmıştır. “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu” (R.G. 17.06.2003/25141) olarak adlandırılan yeni kanun ile 6224 sayılı “Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu” (R.G. 18.01.1954/6224) yürürlükten kaldırılmıştır.

Mülga 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılmış bulunan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı’nın md.3/a hükmü gereğince; yurtdışında yerleşik kişi ve kuruluşların Türkiye’de yatırım yapmak veya ticari faaliyette bulunmak amacıyla şirket kurmak, mevcut bir ortaklığa katılmak, şube ve irtibat bürosu açmak istemeleri halinde Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’ndan izin almaları mecburiyeti getirilmiş bulunmaktaydı. Yine aynı Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı ile mevcut yabancı sermayeli şirketlerin yeni yatırım, kapasite artışı, tasfiye, birleşme ve iştirak izinlerini vermeye Hazine Müsteşarlığı yetkili kılınmış idi. Faaliyet alanı ve hisse oranındaki değişiklikler Hazine Müsteşarlığı’ndan izin alınmak suretiyle yapılabiliyordu.

Eski mevzuata göre (Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı, md.3/c); şirket kuruluşu, ortaklığa katılma ve şube açmak istenmesi halinde, yurt dışında yerleşik her bir kişi ve kuruluşun asgari 50.000,- ABD Doları tutarındaki yabancı sermayeyi Türkiye’ye getirmeleri gerekmekteydi. (Yabancı Sermaye Çerçeve Kararları, md. 3/c).  Özellikle yabancı ortak sayısının birden fazla olması halinde, getirilmesi gereken asgari toplam yabancı sermaye tutarı 50.000,-US Dolarının yabancı ortak sayısıyla çarpımıyla oluşuyordu (TTK, md.277). Bu asgari toplam yabancı sermaye içinde yabancı ortakların iştirak payları serbestçe belirlenebiliyordu (24.08.1995 tarih ve 22384 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunan “Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkında Tebliğ”, md.10).

Bu durum yerli ve yabancı yatırımcı arasında, kanunen konması gereken zorunlu sermaye limitleri açısından eşitsizlik yaratıyordu.

Tüm aksaklıkların ve eşitsizliklerin giderilmesi ve yabancı sermayeyi Türkiye’ye gelmeye teşvik etmek ve ona işlerlik kazandırmak maksadıyla 4875 sayılı “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu” 17.06.2003 tarihinde 25141 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 17.06.2003 tarihinde yürürlüğe girmesinden hemen sonra, 20.08.2003 tarihinde “Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Uygulama Yönetmeliği” ve 29.08.2003 tarihinde de “Doğrudan Yabancı Yatırımlarda Yabancı Uyruklu Personel İstihdamı Hakkında Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir.

Bu iki yönetmelikten ilki kanunun uygulama şeklini gösterir. İkincisi ise yabancı yatırımlarda istihdam edilecek yabancı uyruklu kilit personelin çalışma izinleri hakkındadır.

4875 sayılı kanun, yabancı sermayeli şirketlere teşvik veya buna benzer hiçbir ayrıcalık getirmemektedir.

DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNU

Bu kanuna Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu denmesinin sebebi, doğrudan yatırım yapan yabancı yatırımcılara veya yurtdışında ikamet eden Türk vatandaşlarına uygulanacak muameleyi kapsamakta olmasındandır. 4857 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun çıkarılmasındaki amaç, yabancı yatırım ve yatırımcı kavramını genişletmek, yabancı yatırımcılara aradıkları güvenceyi vermek, kamulaştırma tahkim, para transferi konularını açıklığa kavuşturmak nakit dışı sermayenin değer tespitinde objektifliği sağlamak, yerli şirketlere eşit muameleyi temin etmek ve uzun süren bürokratik izin ve vize sistemini ortadan kaldırmaktır. Özetle 4875 sayılı kanunun amacı, doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesi, yatırım ve yatırımcı kavramlarında uluslararası standartların sağlanması, yabancı yatırımcıların haklarını koruyarak doğrudan yabancı yatırımların arttırılmasını temin etmektedir.

 Sayılı Kanun Madde 1;

“Bu Kanunun amacı, doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesine, yabancı yatırımcıların haklarının korunması ile yatırım ve yatırımcı tanımlarında uluslararası standartlara uyulmasına, doğrudan yabancı yatırımların gerçekleştirilmesinde izin ve onay sisteminin bilgilendirme sistemine dönüştürülmesine ve tespit edilen politikalar yoluyla doğrudan yabancı yatırımların artırılmasına ilişkin esasları düzenlemektir. Bu Kanun, doğrudan yabancı yatırımlara uygulanacak muameleyi kapsar.”

BİLGİLENDİRME SİSTEMİ;

6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’na istinaden çıkarılmış olan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı’nın üçüncü maddesinde; yurt dışında yerleşik kişi ve kuruluşların Türkiye’de yatırım yapmak amacıyla şirket kurmak, mevcut bir ortaklığa katılmak, şube ve irtibat bürosu açmak istemeleri halinde Hazine Müsteşarlığı’ndan izin almaları gerektiği belirtilmişti. Hatta mevcut yabancı sermayeli şirketler, yeni yatırım yapmak veya kapasitelerini arttırmak, tasfiyelerini istemek, birleşmek, bir başka işletmeye iştirak etmek istediklerinde yine Hazine Müsteşarlığı’nın iznini almak zorundaydılar.

 4875 sayılı yeni kanun bu izin sistemini tümüyle ortadan kaldırmış ve izin ve onay sistemini bilgilendirme sistemine dönüştürmüştür (md.1).

YABANCI YATIRIMCI KAVRAMI;

4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile yabancı yatırımcı tanımı genişletilmiştir. 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nda yabancı yatırımcı tanımına yer verilmemiştir. 07.06.1995 tarih ve 95/6990 sayılı Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı’nda; yabancı ülkelerin vatandaşlığını haiz olan gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde, bu ülkelerin kanunlarına göre teşekkül etmiş tüzel kişiler yabancı yatırımcı sayılmıştır (md.2/b). Görüldüğü gibi eski kanun ve buna bağlı olarak çıkarılmış bulunan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı’nda yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşları yabancı yatırımcı olarak kabul edilmemiştir.

4875 sayılı yeni kanunun 2. maddesinin a/1 bendinde kimlerin doğrudan yabancı yatırımcı sayılacakları gösterilmiştir;

Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yapan;

yabancı ülkelerin vatandaşlığına sahip gerçek kişiler

yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşları

yabancı ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiler

uluslararası kuruluşlar yabancı yatırımcı olarak kabul edilmişlerdir.

4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu “Yabancı Yatırımcı” tanımına önemli bir değişiklik getirerek, yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarına da Türkiye’ye doğrudan yatırım yapmaları şartıyla “Yabancı Yatırımcı” statüsü vermiştir. Türkiye’ye doğrudan yatırım yapan Türk vatandaşlarının yurt dışında çalışma ve oturma izinlerinin bulunması yeterli görülmüştür (Uygulama Yönetmeliği, md.10). Ayrıca, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2. maddesinin b bendine göre; menkul kıymet borsaları dışında hisse edinimi veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak yoluyla da yabancı yatırımcı statüsü kazanmak mümkündür

 DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM SAYILAN DEĞERLER;

4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yapılmasını serbest kılmış, yabancı yatırımcıların yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabi olacaklarını belirtmiştir (md.3)

Yeni kanunun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kalkan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nun 10.maddesinde; “yerli sermayeye ve teşebbüslere tanınan haklar, muafiyetler ve kolaylıklardan aynı sahalarda çalışan yabancı sermaye ve teşebbüsler de aynı şartlar dâhilinde istifade ederler” denilmekteydi.

Ancak, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında Türkiye’ye gelecek sermayenin teşvikine ilişkin esasları tespit eden “Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı”nın 3/c maddesine göre; yabancı yatırımcının şirket kurması, ortaklığa katılması veya şube açması halinde asgari 50.000,- Amerikan Doları tutarında yabancı sermaye getirmesi şart koşulmuştu. Yürürlükten kalkmış bulunan Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nun 10.maddesi, aynı kanuna dayanılarak çıkarılmış olan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı’nın 3/c maddesi ile çelişik idi.

Eski kanunun yürürlükte olduğu dönemde örneğin 01.01.2003 tarihinde %100 yerli sermayeli bir anonim şirket kurmak isteyen 5 gerçek veya tüzel kişi Türk ortak toplam 50.000,– YTL sermaye koymayı taahhüt ederken, aynı sahada faaliyet göstermek isteyen 5 yabancı ortaklı bir anonim şirketin kuruluşu için 250.000,– Amerikan Doları sermayeyi yurtdışından getirmek gerekmekte idi. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 17.06.2003 tarihinde yürürlüğe girmesiyle bu çelişkili durum ortadan kaldırılmış oldu. Artık tıpkı yerli sermayeli şirketler gibi yabancı sermayeli şirketler de Türk Ticaret Kanunu’nun öngörmüş olduğu sermaye limitleriyle kurulabilecektir.

4875 sayılı yeni kanun, yabancı sermaye olarak kabul edilecek değerleri, yurtdışından getirilen ve yurtiçinden sağlanan değerler olarak saymıştır.

4875 sayılı kanun, yabancı yatırımcı kimliğini haiz kimselerin yurtdışından getirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nca alım-satımı yapılan konvertible para şeklindeki nakit sermayeyi veya şirket menkul kıymetlerini (devlet tahvilleri hariç) veya makine ve teçhizatı veya sınaî veya fikrî mülkiyet haklarını doğrudan yabancı yatırım olarak kabul etmiştir.

 4875 sayılı kanun, yabancı yatırımcı kimliğini haiz kimseleri, yukarıda sayılan cinsten sermayeyi doğrudan doğruya yurtdışından getirmemiş ancak, bazı şartların gerçekleşmesi hâlinde yurtiçinden sağlamış olsalar bile yabancı yatırımcı kabul etmiştir.

“Yabancı yatırımcı kimliğini haiz kimseler, yurtiçinden sağladıkları yeniden yatırımda kullanılan kâr, hasılat, para alacağı veya malî değeri olan yatırımla ilgili diğer haklar ile diğer kaynakların aranması ve çıkarılmasına ilişkin iktisadi kıymetleri yeni şirket kurmak veya şube açmak maksadıyla kullanmışlar veya menkul kıymet borsaları dışında hisse edinimi veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmuşlarsa, yabancı yatırımcıdır.(md. 2/b/2).”

4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 2/b/2 maddesindeki düzenleme, önceki kanunda yer almamış olan yeni bir düzenlemedir. Bu düzenleme ile “yabancı yatırım” kavramı genişletilmiştir. Zira eski düzenlemede yabancı yatırımcının yurtiçinden sağladığı (kârın diğer bir teşebbüse yatırılması hariç) hâsılat, para alacağı veya malî değeri olan yatırımla ilgili hakların yeniden yatırıma dönüştürülmesi, bu iktisadî kıymetlerle yeni şirket kurulması veya şube açılması yabancı yatırım sayılmıyordu. Aynı şekilde yabancı yatırımcının yurtiçinden sağladığı doğal kaynakların aranması ve çıkarılmasıyla elde edilen iktisadî kıymetlerle yeni şirket kurulması veya şube açılması veya bu iktisadî kıymetlerle menkul kıymet borsaları dışında hisse edinimi veya menkul kıymet borsalarından en az %10 hisse edinimi veya aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla mevcut bir şirkete ortak olmak yabancı yatırım sayılmıyordu.

Sonuç;

Yabancı sermaye, önemli bir finansman kaynağıdır ve gelişmekte olan ülkeler için birçok avantajı vardır. Yeni Kanun ile yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yapılmasının serbest olduğu açıkça belirtilmiştir.

Önceki mevzuat uyarınca Türkiye’de yapılacak yabancı yatırımlar Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’nün iznine tâbi iken, yeni Kanun ile izin sisteminden, bilgilendirme sistemine geçilmiştir. Böylece, yabancı yatırımcıların önündeki uzun ve masraflı bir bürokratik engel kaldırılmış olmaktadır.

Ayrıca, Yeni Kanun ve ilgili yönetmelikler ile uluslararası standartlara uygun yatırım ve yatırımcı tanımları getirilmiş; 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu “Yabancı Yatırımcı” tanımına önemli bir değişiklik getirerek, yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarına da Türkiye’ye doğrudan yatırım yapmaları şartıyla “Yabancı Yatırımcı” statüsü vermiştir. Türkiye’ye doğrudan yatırım yapan Türk vatandaşlarının yurt dışında çalışma ve oturma izinlerinin bulunması yeterli görülmüştür.